21 Haziran 2013 Cuma

Gezi Bahçem...

Aydınlığa, barışa, özgürlüğe, onurlu yaşama GÜNAYDIN;

Yüreklerimizin aydınlık günlere çırpınışı sürerken, her sabah olduğu gibi bu sabahta ilk çayımı bahçede içip gezinirken, bahçemize "Gezi Bahçem" isminin çok yakışacağını düşündüm. Artık bizim bahçemizin adı "Gezi Bahçesi".
Bizim bahçemiz "Gezi Parkı" gibi şansız değil ama, buraya bir avm ya da çok katlı bina yapmak için dünyaları da teklif etseler asla deriz... Ki nitekim oldu da Seferihisar'da yaşanan betonlaşma, çok katlı bina yapma furyasında bize de teklif geldi, teklifi duyduğumuz da sanki bize küfür ediyorlarmış gibi geldi...
Nasıl yani bu ev, buradaki anılar, babacığımla, anacığımın emekleri, babacığımın torunlarının ismini vererek diktiği, emekle büyüttüğü meyve ağaçları, güller, bize huzur, sağlık veren bahçemiz hiçe sayılıp, birden çok eve sahip olabilmek adına feda edilecek öyle miiiii???
Verilen yanıt elbette ki "yok öyle bir mantık" oldu.
Bizim bahçemizde bir damla bile kimyasal ilaç kullanılmaz, doğaya müdahale etmediğinizde  o kendi dengesini öyle güzel kuruyor, kurduğu o dengeyi öyle güzel koruyor ki insan izlerken hayretlere düşüyor. Ve şu bir gerçek ki doğa için en büyük zararlı doğada yaşayan börtü böcek değil insanoğlunun ta kendisi...
Bugün izninizle ben bahçemden kareler paylaşmak istiyorum, biz sağlıklı meyve, sebze yiyebilelim diye emek emek onları diken, çapalayan, sulayan, büyüten ağabeyimin yetiştirdiği mis kokulu sebze ve meyvelerin fotoğraflarını çektim sabah çayımı yudumlarken...


Geç kalan enginarlar artık çiçeğe döndü, hayranım enginar çiçeğinin görüntüsüne ve rengine...

 
 Böğürtlenler kudurmuş durumda, ah ah onlar bir de Saliha'nın ellerinden reçeli dönüştüğünde yemeğe doyulmuyor. Çokta sağlıklı, benim nefesimi açıyor, öyle rahatlatıyor ki beni, bu sene son o kadar çok krize girdim ki (öksürük ve nefes alamama) sonra Saliha bana karadut reçeli yaptı her sabah aç karnına ondan iki tatlı kaşığı yiyorum, ne kriz kaldı ne nefes alamama korkum kaldı...
 
 
 
Ah ah ah favorilerimizden birisi daha, göbek marul, öyle lezzetli, öyle lezzetli ki, marulda anacığıma çok iyi geliyor, annemin midesi sorunlu, reflü, fıtık, yara bir kaç sorun bir arada midesinde. Marullar olduğundan beri her gün bir kaç yaprak marul yiyor, midesine ilaç gibi geliyor. Bunları okurken okuyucularımızın çoğunluğu belki inanmayacak ama inanın doğada yetişen her şeyin sağlık üzerinde mutlak bir faydası var...



Taze soğanlarımız, bu da Saliha'nın favorisi ama taze soğan yediğinde uykusu geliyor:)) demek ki taze soğanında sakinleştirici etkisi var...
 
 
 
 
 mis kokulu domateslerimiz, yaprağı bile mis gibi kokuyor, biz biraz geç kaldık bu sene domates ekmekte, o nedenle henüz sabah kahvaltımıza eşlik edemiyor domateslerimiz. Sığacık' ta yaşayan, tarlasında doğal sebze yetiştiren dostum, arkadaşım Sevim Hanım'ın domatesleri eşlik ediyor şimdilik kahvaltılarımıza...
 
 
 
 
 Çıtır çıtır sivri biberlerimiz, mis mis kokulu, kahvaltının vazgeçilmezi bence...
 
 
 
 
 Salatalıklarımız coştu da coştu, bu kadar mı güzel kokar, bu kadar mı lezzetli olur bir salatalık. Sabah, öğlen, akşam elimde salatalık çıtır çıtır yiyorum:))
 
 

 
Mısırlarımız boyu neredeyse iki insan boyu olmak üzere, koçanlarda kendini göstermeye başladı, közde mısır yemeye az kaldı.
 
Bana söylenenler, bana kızanlar olabilir, ülke de neler olup bitiyor, kadının derdi bahçesi diye. Hayır benim derdim bahçe değil, benim derdim doğa, benim derdim elimizden zorla alınmaya çalışılan değerler. Kanata kanata topraktan sökülen ağaçlar, aydınlık günlerimiz, onurumuz, özgürlüğümüz.
 Ve ve TC, Atamın kurduğu Cumhuriyet...
 
Aynen Taksim Gezi Parkından kanata kanata söktükleri ağaçlar gibi tüm bu değerlerimizi söküp almaya çalışanlara inat........
 
İşte bu nedenle artık "Gezi Bahçemi" daha çok seviyorum...