9 Mayıs 2013 Perşembe

 
 
Bulutlu bir Seferihisar sabahından;

Günaydın dostlarım...

Bugün hem oyun ve oyuncağın tarihçesi ile ilgili bilgiler paylaşacağım sizlerle, hem de mis kokulumu, Elif bebeğimi paylaşacağım.

Oyunun Tarihçesini, Milli Eğitim Bakanlığında Eğitimci olarak çalışan, öğrencilerini adeta aşkla seven, önünde saygı ile eğildiğim "Öğretmen" arkadaşımın yönlendirmesiyle paylaşıyorum. Bilgilerin tümü Milli Eğitim Bakanlığının web sitesinden alınmıştır...

Köy Enstitüsü Mezunu Öğretmenlerin Anısına....
Ve Canım Babamın...
 
 
 
Oyunun Tanımı;
 Oyunun ne olduğu konusunda eski zamanlardan beri çok değişik görüşler ileri
sürülmüştür. Bu görüşlerin tamamındaki ortak nokta ise oyunun çocuk için çok önemli bir
uğraş olduğudur.
Oyun için yapılan birçok tanım vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Oyun, çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları, kendi deneyimleriyle öğrenmesi
yoludur.
Oyun, sonucu düşünülmeden eğlenmek amacıyla yapılan hareketlerdir. Oyun ‘iş’ in
karşıtı olarak düşünülmektedir. Çünkü ‘iş’te belli bir sonuç söz konusudur.”
Oyun, içsel olarak güdülenen belirli bir amacı olmayan, yetişkinler tarafından değil,
çocuğun koyduğu kurallara bağlı olarak kendiliğinden gelişen ve zevk unsuru taşıyan
davranışlarda oluşan bir etkinliktir.
Oyun, çocukların kendi seçtikleri ya da gruptaki diğer çocukların seçtikleri ve
kendilerine göre sağlam kuralları olan eylemlerdir.
Piaget’e göre oyun, bir uyumdur.
Gross’a göre (1896), oyun, bir pratiktir. İleride karşılaşılabilecek davranış biçimleri
oyunla elde edilir.
Montaigne (1533–1592) oyunu, çocukların en gerçek uğraşıları olarak tanımlamıştır.
Montessori (1870–1952) de oyunu, çocuğun işi olarak nitelendirmiştir.
Lazarus ise oyunu, kendiliğinden ortaya çıkan, hedefi olmayan, mutluluk getiren bir
aktivite olarak tanımlamıştır.
Genel tanımıyla oyun, belli bir amaca yönelik olan ya da olmayan, kurallı ya da
kuralsız gerçekleştirilebilen; fakat her durumda çocuğun isteyerek ve hoşlanarak yer aldığı
fiziksel, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan gerçek hayatın bir parçası ve
çocuk için en etkin öğrenme sürecidir.
 
 

Oyunun Tarihçesi;

 
Oyun, canlıların var olmasıyla başlamıştır. Hayvanların da oyun oynadıklarını
şünmek garip gelebilir. Ama etrafımızdaki hayvanları izlediğimizde onların oynadıkları
oyunları görebiliriz. İki köpeğin birbirini kovalaması, birinin diğerini yakalayınca yere
yatırması ve bütün bunları yaparken de değişik sesler çıkarmaları, yaptıkları eylemin oyun
olduğunu ve bu işten zevk aldıklarını gösterir.
 Daha sonraki yıllarda çocuk oyunları nesilden nesile aktarılarak ve zenginleşerek
günümüze kadar gelmiştir. Doğal olarak çocukların ilk dönemlerinden sonraki oyunları
zihinsel gelişimle paralel olarak biçim değiştirmekte, zekânın ürünü olmaktadır. Uygarlık
gelişiminin bilim, sanat, mimari gibi pek çok alanda gelişme göstermesi çocuk oyunları ve
oyuncaklarına da yansımıştır.
 Montaigne der ki,
“Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır.”