24 Haziran 2013 Pazartesi

Seferihisar Belediyesi.......... Sen Çok Yaşa........-ma-........ emi...

Dilediğinizce bir hafta geçirmenizi umarım...

Yeni bir günden;

Merhaba!!!

Seferihisar çok çok sıcak, sıcak bir yandan, toz bir yandan.... Terden boğuluyoruz ama ne yazık ki pencere, kapı açamıyoruz, sanki ev hapsi cezasına mahkum edilmişçesine....
Vücudumuzdan, suratımızdan şapır şapır akan terle arada bir havalandırmaya çıkma gereksinimi duyuyoruz, ancak sokaktaki toz bulutunun içine çıktığımızda terle buluşan toz adeta vücudumuza çamur banyosu yaptırıyor....
Seferihisar Belediyesi çok çok yoğun, öyle önemli yoğunlukları var ki vatandaşın, ilçe sakinlerinin sağlığı hiçç önemli değil bu yoğunluğun arasında....
Seferihisar Belediye Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisini temsil ediyor... İçimi en çok acıtan bu bayrak altında bu bayrağa yakışmayan insanların yer alması...
Bir ağacın katledilmemesi için milyonların omuz omuz verip mücadeleye giriştiği günümüz Türkiye'sinde Seferihisar Belediyesi ilçe sakinlerinin sağlığına ilişkin tehditler karşısında  bu denli rahat, duyarsız, umarsız davranabiliyor...
Seferihisar Belediye'sinin duyarsızlığı sonrası il valiliğine, ilçe kaymakamlığına yapılan başvurular da belediye çalışanları tarafından umursanmıyor....
Oldukça rahat, duyarsız, sorumsuz, bilinçsiz ve vicdansız bir tavırla git bildiğin yere anlat derdini diyebiliyorlar......
Belediyelerin hizmet anlayışı artık konser ve gezi organizasyonlarına dönüştü, belli başlı hizmetleri bu....
Şöyle bir gezintiye çıkın bu canım, şirin ilçede...... Binaların balkonlarının ve esnafın malzemelerinin, tezgahlarının gasp ettiği kaldırımlarda adım atmanız mümkün değil...
Bir trafik keşmekeşe, trafik karmaşası, trafik terörü aldı başını gidiyor bu canım ilçede, hiç kimse kurallara uymuyor, üstüne üstelik kurallara uymamak yasal bir olaymış veya matah, taktire şayan bir davranışmışçasına kural ihlali yaptığı uyarısında bulunan vatandaşın üzerine yürümeyi de güç göstergesi sanıyorlar...
Milyarlarca liralık yatırımla bu canım ilçeye trafiği rahatlatması için  "ilçe terminali" yapıldı. terminal sadece sıra dolmuşlarının uzun süreli park yeri olarak kullanılıyor, ilçenin her yanını mafya kılıklı minibüs değnekçileri ele geçirmiş durumda, işlerine gelmediğinde ise vatandaşın üzerine yürümekten kesinlikle korkmuyorlar...
İlçe her bir metre karesinde bir inşaat aç gözlülüğü almış başını gidiyor, atı alan Üsküdar' ı geçmiş, ilçe neredeyse bom boş binalar mezarlığına dönüşmek üzere ve belediyemiz yeni yeni uygulamaların arayışı içerisindeymiş, ilerleyen zamanda inşaatlarda belli düzenlemeler olacakmış...
mış mış mış, lar miş miş miş ler....... uzayıp gidiyor bilgilendirme toplantılarında...
Seferihisar'da kışın pazar esnafı kış şartları nedeniyle mevsim normallerinin üzerinde satar meyve sebzeyi, yazın ise "yazlıkçılar geldi" diye fahiş fiyatlarla satarlar ve kimse siz" ne yapıyorsunuz" diyemez esnafa... Neden esnafın istek ve talepleri vatandaşın kişilik haklarından daha önemlidir acaba hep merak etmişimdir...

Aymaz, lakayt, duyarsız, umursamaz, sorumsuz, saygısız, kişilik ve insan haklarından, vatandaşın yasal haklarından "bihaber" hizmet sunmaya devam ediliyor...

Benim asıl tedirginliğim, benim asıl öğrenmek istediğim bunlar bu gücü nereden alıyor, veya kendilerine kimi örnek alıyorlar...

 
 Bu sokakta yaşayanlar insan değil, bu ülke vatandaşı, bu ilçe sakini değilmiş gibi haftalardır bu tozu yutturuyor belediye bize......


 
 Bu toz öyle ince bir toz ki, iğne deliğinden çok daha küçük deliklerden bile sızar, bu tozları biz nefes alırken akciğerlerimize dolduruyoruz... Çok yaşa sen Seferihisar Belediyesi........
 

 
 Bu plastik atıklar yukarıdaki inşaat tarafından çevreye atılmıştır. Haftalardır çevre katliamı ve çevre kirliliği sürdürülürken belediye her zaman olduğu gibi görmüyor, duymuyor, bilmiyor...




 

22 Haziran 2013 Cumartesi

sıcak haziran gününden...

Sıcak, sımsıcak bir Haziran sabahından;

Günaydın dostlar...

Hafta sonunuzun istediğinizce, hayal ettiğinizce geçmesini dilerim...
Bu hafta sonu, yaşam kaynağım, huzurum, sağlığım, mutluluğum, yaşamımdaki en en en büyük başarım, canımın canımın canımın taaaaaaaaaaa içi kızım ve kızımın güzel yürekli arkadaşı Sinem'im yanımda:))
Bu sabah daha da erken kalktım, bahçede sabah çayımı yudumlarken kızıcığıma taze nane, kekik, roka, fesleğen, salatalık ve biber topladım, (bayılır sabah kahvaltısında bunları yemeye) keyifli bir kahvaltı masası hazırladım onlara. Henüz kalkmadılar, ben de uyandırmaya kıyamadım bir hafta boyu zaten yoruluyorlar, sessizce kalkmalarını beklerken komşu bloglara şöyle bir göz atayım dedim, bir de baktım ki "ben iyisimi" dönmüş. 20 Haziranda paylaştığım faaliyetimin fikri ben iyisimi'nin paylaşımından esinlenmişti bitmiş fotoğraflarını paylaşmak için onun dönmesini beklemeye karar vermiştim, ama artıkkkkkk paylaşabilirim:)))



 
 
Ben bir de ahşapla hareketlendirmek istedim, umarım beğenirsiniz dostlar:)))

21 Haziran 2013 Cuma

Gezi Bahçem...

Aydınlığa, barışa, özgürlüğe, onurlu yaşama GÜNAYDIN;

Yüreklerimizin aydınlık günlere çırpınışı sürerken, her sabah olduğu gibi bu sabahta ilk çayımı bahçede içip gezinirken, bahçemize "Gezi Bahçem" isminin çok yakışacağını düşündüm. Artık bizim bahçemizin adı "Gezi Bahçesi".
Bizim bahçemiz "Gezi Parkı" gibi şansız değil ama, buraya bir avm ya da çok katlı bina yapmak için dünyaları da teklif etseler asla deriz... Ki nitekim oldu da Seferihisar'da yaşanan betonlaşma, çok katlı bina yapma furyasında bize de teklif geldi, teklifi duyduğumuz da sanki bize küfür ediyorlarmış gibi geldi...
Nasıl yani bu ev, buradaki anılar, babacığımla, anacığımın emekleri, babacığımın torunlarının ismini vererek diktiği, emekle büyüttüğü meyve ağaçları, güller, bize huzur, sağlık veren bahçemiz hiçe sayılıp, birden çok eve sahip olabilmek adına feda edilecek öyle miiiii???
Verilen yanıt elbette ki "yok öyle bir mantık" oldu.
Bizim bahçemizde bir damla bile kimyasal ilaç kullanılmaz, doğaya müdahale etmediğinizde  o kendi dengesini öyle güzel kuruyor, kurduğu o dengeyi öyle güzel koruyor ki insan izlerken hayretlere düşüyor. Ve şu bir gerçek ki doğa için en büyük zararlı doğada yaşayan börtü böcek değil insanoğlunun ta kendisi...
Bugün izninizle ben bahçemden kareler paylaşmak istiyorum, biz sağlıklı meyve, sebze yiyebilelim diye emek emek onları diken, çapalayan, sulayan, büyüten ağabeyimin yetiştirdiği mis kokulu sebze ve meyvelerin fotoğraflarını çektim sabah çayımı yudumlarken...


Geç kalan enginarlar artık çiçeğe döndü, hayranım enginar çiçeğinin görüntüsüne ve rengine...

 
 Böğürtlenler kudurmuş durumda, ah ah onlar bir de Saliha'nın ellerinden reçeli dönüştüğünde yemeğe doyulmuyor. Çokta sağlıklı, benim nefesimi açıyor, öyle rahatlatıyor ki beni, bu sene son o kadar çok krize girdim ki (öksürük ve nefes alamama) sonra Saliha bana karadut reçeli yaptı her sabah aç karnına ondan iki tatlı kaşığı yiyorum, ne kriz kaldı ne nefes alamama korkum kaldı...
 
 
 
Ah ah ah favorilerimizden birisi daha, göbek marul, öyle lezzetli, öyle lezzetli ki, marulda anacığıma çok iyi geliyor, annemin midesi sorunlu, reflü, fıtık, yara bir kaç sorun bir arada midesinde. Marullar olduğundan beri her gün bir kaç yaprak marul yiyor, midesine ilaç gibi geliyor. Bunları okurken okuyucularımızın çoğunluğu belki inanmayacak ama inanın doğada yetişen her şeyin sağlık üzerinde mutlak bir faydası var...



Taze soğanlarımız, bu da Saliha'nın favorisi ama taze soğan yediğinde uykusu geliyor:)) demek ki taze soğanında sakinleştirici etkisi var...
 
 
 
 
 mis kokulu domateslerimiz, yaprağı bile mis gibi kokuyor, biz biraz geç kaldık bu sene domates ekmekte, o nedenle henüz sabah kahvaltımıza eşlik edemiyor domateslerimiz. Sığacık' ta yaşayan, tarlasında doğal sebze yetiştiren dostum, arkadaşım Sevim Hanım'ın domatesleri eşlik ediyor şimdilik kahvaltılarımıza...
 
 
 
 
 Çıtır çıtır sivri biberlerimiz, mis mis kokulu, kahvaltının vazgeçilmezi bence...
 
 
 
 
 Salatalıklarımız coştu da coştu, bu kadar mı güzel kokar, bu kadar mı lezzetli olur bir salatalık. Sabah, öğlen, akşam elimde salatalık çıtır çıtır yiyorum:))
 
 

 
Mısırlarımız boyu neredeyse iki insan boyu olmak üzere, koçanlarda kendini göstermeye başladı, közde mısır yemeye az kaldı.
 
Bana söylenenler, bana kızanlar olabilir, ülke de neler olup bitiyor, kadının derdi bahçesi diye. Hayır benim derdim bahçe değil, benim derdim doğa, benim derdim elimizden zorla alınmaya çalışılan değerler. Kanata kanata topraktan sökülen ağaçlar, aydınlık günlerimiz, onurumuz, özgürlüğümüz.
 Ve ve TC, Atamın kurduğu Cumhuriyet...
 
Aynen Taksim Gezi Parkından kanata kanata söktükleri ağaçlar gibi tüm bu değerlerimizi söküp almaya çalışanlara inat........
 
İşte bu nedenle artık "Gezi Bahçemi" daha çok seviyorum...

20 Haziran 2013 Perşembe

Ben iyisimi Zeynep...

Şahsına münhasır Zeynep;

Kendisini blog yazmaya başladıktan sonra burada, buz gibi bilgisayar camının arkasından, paylaşımları ile, cümle kurarken kullandığı kelimeler ile, hitap şekli ile tanımaya çalıştım. Kısa sürede ısınıverdi yüreğim, evet bilgisayar camı soğuk ve cansızdı ama ondan bana gelen enerji sıcak ve pozitifti. Umarım karşılaşmak, tanışmakta kısmet olur....

Yüreğimin  direnen yüreklerin yanına katılıp direndiği günlerde yaptığım, yaparken şahsına münhasır Zeynep'i düşündüğüm bir uğraşımı paylaşmak istiyorum, önce yapım aşamalarını paylaşayım izninizle, sonra bitmiş halini... Bu arada bitmiş halini görenler çok beğeniyor:)))

Bu güzel çalışmayı Zeynep' in paylaşımlarında görmüş ve çok beğenmiştim, o nedenle yaparken hep onu anımsadım...




Bu güzel paylaşımınız için tekrar teşekkür ederim Ben İyisimi...
 

makkireQu, Magdalena Godawa


 
makkireQu, Magdalena Godawa...

Magdalena Polonya'da yaşayan pırıl pırıl bir genç, bizim ülkemizin pırıl pırıl gençlerinden Özlem kızım sayesinde tanıdım Magdalena'yı...
Böyle gençleri tanımak, onlarla konuşmak, onların bilgi dehlizlerinde yolculuk yapmak keyif veriyor bana.
Zaman zaman google çeviri yardımıyla sohbet ediyoruz Magdalena ile, son derece saygılı, yüreği sımsıcak, sevgi dolu bir genç. Bir o kadar da becerikli, maharetli, onun becerikli ellerinden çıkan ve dünyanın bir çok ülkesinde beğeni ile kullanılan ürünlerini paylaşmak istiyorum sizlerle...






 
 
Özlem kendin gibi özel bir insanla tanışmama vesile olduğun için bir kez daha teşekkür ederim ablam...
İnanıyorum ki Magdalena'nın diğer ürünlerini de çok beğeneceksiniz.

Görmek için tık tık lütfen; magdalena.godawa   makkireQu

Magdalena' nın Bloğu Magdalena Blog...


 


Yüreğim hep onlarla, ruhum onlarla, dualarım onlarla... (zamane gençleri sizi çok seviyorum)

Yine, yeniden;

Özgürlüklere ve barışa günaydın...

İçim hala buruk, içim hala kırgın, içim  hala acıyor ve yüreğim hala direniyor...
Evet yüreğim buruk, yüreğim kırgın ama artık yüreğim umut dolu. Yaklaşık bir ay öncesinde ülkemin geleceği için çok endişeli, çok karamsardım, yarınlarımıza dair korkularım vardı, ancak artık evet kırgınım ama bir o kadarda umutla yüklüyüm "zamane gençleri işte" şeklindeki cümlelerle sürekli eleştirdiğimiz, "tembel, uyuşuk nesil" diye nitelendirdiğimiz gençlerimiz, evlatlarımız, yavrularımız umutlarımızı yeşertti yeniden, bu gençlere, bu evlatlara sahip olduğumuz sürece önümüzde hep aydınlık günler olacağını gösterdi "zamane gençleri" miz...


 
 
Yüreğim hep onlarla, ruhum onlarla, dualarım onlarla...

14 Haziran 2013 Cuma

Fiziken olamasam da yüreğim, beynim, düşüncelerim hep sizlerle...

 
Fiziken olamasam da yüreğim, beynim, düşüncelerim hep sizlerle...
 
 
 
çapulcu annesi’nin mektubu

mektubunu aldım kızım
okudum bir solukta
göğsümde taşıyorum kızım
gözümdeki yaş hasretten değil
... onyedi gündür
gaz üstüne gaz yiyorum kızım

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

bir elimde tencerem
bir elimde tavam
sokakları işgaldeyim
ne romatizma kaldı
ne tansiyon
ben de senin yaştayım

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

hele bitsin bu zulüm
yine saçlarını örerim
geç kalırsın okuldan
yollarını gözlerim
hele bitsin bu zulüm
bir didişir bir sevişiriz
gözün gözümde
elin elimde
sabahlara kadar konuşuruz
hele bitsin bu zulüm

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

yoldaşlarına emanetsin
aç kalmazsın
paylaşırlar
üşümezsin
üstünü örterler
yıkılmazsın
ayağa dikerler
biraz üzülsen
gıdıklarlar umdunu
vurulup düşsen
sararlar yaralarını
bilirim merak etmem
yoldaşlarına emanetsin

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

korkumuz yok
cellat ancak bu kez
kendi ipini çeker
haykıralım bir ağızdan
bitsin vatanın acısı yeter
ben
annen
koydum yüreğimi kızım
yüreğinin yanına
sonuna kadar buradayım
yeter ki sen hiç yıkılma

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta.

t a m e r d u r s u n...
 
 

5 Haziran 2013 Çarşamba

Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun...

 
Miraç'ın anlamı ''insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufku; varlığın özüne yol'' dur...
Biz imanlıyız.
Biz inançlıyız.
Biz dinimizin gereklerini eksiksiz yerine getiririz.
Biz Atatürk ilke ve inkılaplarını takip ederiz.
Biz gerektiğinde, dil, din, kültür ayrımı yapmaksızın tek yürek, tek bilek oluruz.
Biz ne pahasına olursa olsun bayrağımızı koruruz.
Biz ne pahasına olursa olsun Cumhuriyetimize gururla bekçilik yaparız.
Biz son on günde tek yürek, tek bilek olarak bunu kanıtladık...
 
Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun...



"Şayet bir gün çaresiz kalırsanız,
 
bir kurtarıcı beklemeyin.

Kurtarıcı kendiniz olun"...



 Günler süren suskunluğumu Atam' ın bana güç veren, bana umut veren bir cümlesi ile sonlandırmak istedim...

Milyonlarca insan ülkemin geleceği ve huzuru için gece gündüz, aç tok, sis, cop demeden onuru ile direnirken, ülkemde yaşananları görmezden gelip, direnişçilerin seslerine kulaklarımı tıkayıp blog yazmaya yüreğim el vermedi...

Yüreğim hep sizlerle.....

31 Mayıs 2013 Cuma

Doğayı, ağaçları yok eden zihniyet çürüsün yok olsun, doğayı, yeşili, ağaçları yok eden eller kırılsın diyorum......

Günaydın dostlar; günümüz güzel geçsin!!!



Taksim Gezi Parkının yok edilmesine, doğa katliamına isyan ediyorum...
Doğayı, ağaçları yok eden zihniyet çürüsün yok olsun, doğayı, yeşili, ağaçları yok eden eller kırılsın diyorum......
Zaten bir çığ gibi yükselen beton blokları arasında çocuklarımız, torunlarımız nefes alamaz hale geldiler......
Rant uğruna gelecek nesilleri tükettiğinizde o AVM leri gezecek, o AVM lerde yandaşlarınıza rant sağlayacak müşteri kalmayacak.....
Çok yakında bu ülke AVM ler çöplüğüne dönüşecek.....

Bundan tam on üç yıl önce, tıp ve teknoloji henüz bu kadar gelişmiş değilken, (bugün gibi hala belleğimdedir ve kendimi hep o anı anımsayarak rahatlatırım) üçüncü kemoterapimi almıştım, kemoterapinin ikinci günü zaten yaşamdan kopuyorsunuz, kemoterapi sonrası yan etkilerini azaltmak için çeşitli ilaçlar verir hekiminiz ama işe yaramazlar. İşte o yaşamdan koptuğum, "allahım ne olur bitsin bu çile" diye dualar ederken anacığım bahçeden topladığı bir avuç çilekle yanıma geldi bir bir ağzıma koyarak bana yedirdi o çilekleri, çileği yedikten onbeş-yirmi dakika sonra sanki bir güç usul usul bedenime girdi ve bedenimdeki bana acı veren, beni yaşamdan koparan o kötü etkilerin hepsini sıyırdı aldı, acıdan, sızılan kararan gözlerimin önü ışıl ışıl parlamaya başladı.

Tüm bu anlattıklarımda zerre abartı yok, işte benim doğaya aşkım, doğaya tutkum, doğaya sevdam o gün başladı. Kemoterapi alacağım zaman günler öncesinden yine aynı sıkıntıları yaşayacak olmanın kabusu başlardı, çilek mucizesinden sonra kemoterapi seanslarıma korkmadan gitmeye başladım.
Mucize diye bir şey var mı bilmiyorum, ancak benim çilek tecrübem mucizeydi bana göre...
Mu mucizenin gerçekleşmesinden sonra kendi ellerimle belledim, çapaladım bahçemi, kendi ellerimle, sevgi ile baktım büyüttüm bahçemdeki bitkileri.
Biliyor musunuz? tüm bunları yaşamadan önce evimizin salonundaki çiçeğe bile tahammülüm yoktu.
Ben dersini almış bir insan olarak isyan ediyorum doğaya karşı işlenen bu cinayetlere.
Yeşili, ağaçları kestikleri yetmiyormuş gibi, birde bol bol sıktıkları biber gazı ile hem insan sağlığına, hem doğaya zarar veriyorlar....

Çocukluktan, adölesana, ergenliğe geçtiğim yıllarda belleğimde kalan en güzel anılardan birisi Atatürk Orman Çiftliği gezilerimizdir. Ankara'dan ayrıldıktan yıllar sonra bir Ankara ziyaretimde özlem duyduğum Atatürk Orman Çiftliğini gezmeye gittiğimde de bugün yaşadığım üzüntüyü yaşamıştım.....

Doğanın katliamı başka katliamlara benzemez, çünkü doğanın öfkesini durdurmaya insan gücü yetmez.... Doğanın isyanı bizim isyanımızdan çok daha büyük olacak birgün..........


 

30 Mayıs 2013 Perşembe

Edi ile Büdü'nün kıyafetleri :)))


Sıkıntılı anlarımdan birinde elimi ve beynimi meşgul etmek için şekillendirdiğim kağıttan kıyafetler. Bir gün öncede Edim ile Büdümü yapmıştım, fotoğraflarını çekerken gülümsedim sanki onlar için yapmışım gibi kağıttan kıyafetleri :-)

Ah ne güzel şeyler yapıyorlar  kağıt katlama tekniği origami ile, onları yapabilmek için sanatsal bir ruh, sanatsal beceri beceri gerekiyor, yapabilmeyi çok isterdim, becerebilmeyi ama sanatsal becerim hep sıfırdı, hala sıfır. O apayrı bir yetenek, ayrı bir zeka.
Bloğumu biraz da bu yüzden seviyor ve özlüyorum işte, bloğum sayesinde araştırmacı bir insan oluverdim, yaptığım her araştırmada bilgi dağarcığıma yeni yeni bilgiler ekleniyor, bu kös kös televizyon karşısında oturup anlamsız programları izlemekten daha işe yarar bir eylem bence.

Bu arada aman kızım duymasın kıskanır bloğu seviyorum diye, koca kız oldu ama hala anneyi kıskanıyor :-)
Kurban olur anne sana yavrum, hiç bir kimseyi, hiç bir şeyi senden çok sevebilmem mümkün değil birtaneciğim......



 
İşte Edimle Büdümün kıyafetleri :-) anacığımın bir gün lazım olur diye özenle katlayıp sakladığı paket kağıtları böyle işe yaradı işte, anacığıma "paket kağıdı var mı"? diye sorduğumda; gözlerinde " yaa bak anne sözü dinlemiyor eline geçeni atıyorsun, ama gördüğün gibi bir gün ihtiyacın oluyor" bakışlarını gördüm :-) haklı canm anam benim...
 
 
Artık fotoğraflarımı bu şekilde ekleyeceğim. Bloğumu geliştirmemde çok büyük katkıları olan Blog Hocam yazarı ve sahibi Serdar Bey çok resim yüklemenin sayfanın açılımını çok zorladığını söyledi, onun eleştiri ve önerileri benim için önemli.

Ben de düşündüm bu şekilde birleştirip yayınlamaya karar verdim, böyle daha sakin, daha sade oldu gibi sanki, siz ne dersiniz dostlarım?

Tüm yardımlarınız için bir kez daha teşekkür ederim Serdar Bey...

 

Portakal Ağacı, "becerikli çerkez kızı"


Gününüz aydın, gününüz, sağlıklı, gününüz huzurlu, gününüz başarılı geçsin dostlar :-)

Bazı arkadaşlarım soruyor "neden yayın başlıklarını hep yeşil ile yazıyorsun" diye, yeşil günlük yaşamımda, giysilerimde ya da evimde kullandığım bir renk değil. Ben yeşili sadece DOĞA' ya yakıştırıyorum, doğayı çok sevdiğim içinde başlıklarımı yeşil ile yazıyorum :) başka bir amaç yok amaç sadece doğayı vurgulamak dostlarım...

Bugün sizlerle yıllar önce tanıdığım, hala aynı çizgide, aynı kalitede, kendini her daim yenileyerek, geliştirerek yazan genç bir arkadaşın linkini paylaşmak istiyorum. Zaten bir çoğunuz biliyorsunuzdur "Portakal Ağacı"

Yıllar önce internette portakal ile ilgili fotoğraflar ararken karşılaştım portakal ağacı ile, çok hoşuma gitmişti bloğu, (o zamanlar blog diye bir şey yok, site diyorduk) 
Yine internetten yazışarak tanışmıştık kendisiyle, o zaman henüz bekardı, çerkez kızı olduğunu yazmıştı, çerkez kızlarının çok becerikli olduğu söylenir, Portakal Ağacı Hatice' de çok becerikli ve başarılı, bu beceri ve başarı bloğuna da yansıyor zaten...
Becerikli, başarılı, aktif gençleri seviyorum ben, ben gençlerden yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum...
Portakal Ağacını ziyaret etmek isterseniz tık tık lütfen :-) Portakal Ağacı...


 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Bumerang Bloggerları Taksim Gezi parkına Sahip Çıkıyoruz...

 
 
 
 
 
usul usul elimizden kayıp gidiyor doğa...

Fatoş'um için... (fırında beşamel soslu makarna)

Fatoş benim manevi kızım, zor yıllardaki yol arkadaşım...

Dün fırında beşamel soslu makarna yaptım Fatoş'um, yaparken hep seni düşündüm ve senin için fotoğrafladım, unuttuğumu sanmıştın değil mi :-) unutur muyum hiç. Siz gelince sana özel yapacağım şimdilik senin için çektiğim fotoğraflara bak, gelince de yersin ablam...

Fırında beşamel soslu makarnanın tarifini de vereceğim tabi ki :-)

Malzemeler:
Bir paket yassı spagetti makarna,
kıyma,
sarımsak,
kuru soğan,
taze soğan,
sivri biber,
havuç,
pazı,
maydanoz,
biber salçası,
zeytinyağı,
kaşar peyniri,
kekik,
biberiye,
karabiber,
kırmızı biber,
zerdeçal,
zencefil,
tuz,

Beşamel sos için;
un,
süt,
tereyağ,

malzemelerde özellikle miktar vermedim, kaç kişilik yapılacaksa malzemeler ona göre kullanılmalı.

Ben kıymayı, ince kıyılmış sarımsak, kekik, biberiye ve iki-üç çorba kaşığı kaynamış su ile tavaya koyup, kıyma bulgur bulgur oluncaya dek pişiriyorum, bu şekilde hem kıyma daha yumuşak bir şekilde pişiyor hem de yemekte kullanacağımız yağ sağlığa zarar verecek oranda yanmıyor.

Kıymamız bulgur bulgur olduktan sonra üzerine zeytinyağını ekliyoruz, yağla birlikte bir iki dakika kıymayı çevirip, ince doğranmış sivri biberleri üzerine koyuyoruz, sivri biberlerin rengi değişince küçük küçük doğranmış kuru soğanları ekliyoruz, kuru soğanın rengi değişince doğradığımız taze soğanları ilave ediyoruz, sonra rendelediğimiz havucu ilave ediyoruz, havucun suyu çıkıp, rengi değişince doğradığımız pazıları da ilave edip 5-10 dakika pişiriyoruz.


 
Kabuklarını soyup doğradığımız domatesleri, biber salçasını, baharatları ilave edip, üzerine bir çay bardağı kaynar su ekleyip domatesler yumuşayıncaya dek pişiriyoruz, altını söndürüp ince ince doğradığımız maydanozları ilave ediyoruz, maydanozları karıştırıp kıymalı harcımızı soğumaya bırakıyoruz...

Sos hazırlığı;

Üç çorba kaşığı unumuzu tencereye alıp pembeleşinceye dek kavuruyoruz, kavrulan unumuza 1 litre sütü yavaş yavaş, karıştırarak ilave ediyor, tuzunu ekliyoruz. Kaynayıncaya dek karıştırmaya devam ediyoruz, kaynadıktan sonra 1-2 dakika daha kaynatıp altını söndürüp ılımaya bırakıyoruz. Sosumuzu ılıma sürecinde sık sık hızlıca karıştırırsak, üzerinde tabaka oluşmasını ve pütürleşmesini önleriz.
Ilıyan sosumuza bir çorba kaşığı tereyağ ilave edip, yine hızlıca karıştırıyoruz.

Diğer tarafta makarnamızı az bir su ve tuz ile suyunu çekene dek haşlıyoruz, (ben bütün makarna yemeklerimi suyunu çektirerek, demleme usulü yapıyorum, bol suda haşlayıp, haşlama suyunu heba etmiyorum, naçizane önerim) suyu çeken makarnanın üzerine kıymalı harcımızı ekleyip iyice karıştırıyoruz, kıymalı harçla buluşturduğumuz makarnamızı pişirme tepsimize alıyoruz.

 
 
 

Bu arada fırınımızı 175 derecede açıp ısıtmaya başlıyoruz. Tepsiye aldığımız makarnamızın üzerini hazırladığımız beşamel sos ile her yere eşit dağılacak şekilde kapatıyoruz. Tepsimizi önceden ısıttığımız fırınımıza yerleştirip, üzeri pembeleşinceye dek pişiriyoruz.

Üzeri pembeleşen makarnamızı fırından alıp rendelediğimiz kaşar peynirini üzerine serpip tekrar fırına veriyoruz. Kaşar peynir eriyip, üzeri kızarınca fırınımızı kapatıp, 15-20 dakika fırın içerisinde dinlendiripppppp,



 

Sağlık ve afiyetle yiyoruz :-)
 
Makarnamızın lezzetine en çok yakışan içecek şalgam suyudur, acıyı sevenlere acılı şalgam suyu tavsiye olunur...






 

İmece Evi...


Gülümseyerek, sağlıkla, huzurla günaydın dediğiniz bir güne başlamış olmanız dileğimle;

Günaydın Dostlarım...

Ben yine doğa ve dostlarla başlamak istiyorum paylaşımlarıma. Doğa ile ilgili araştırma yaparken tanıştığım İzmir - Menemen'deki dumanlıdağ'da oluşturulmuş bir ekolojik köy
"imeve evi" ni anlatmak istiyorum size. Gitmeyi çok istedim ancak sağlık durumum uygun olmadığı için gidemedim, ama sıkı takipçileriyim, inşallah önümüzdeki yıl beşinci yılımı tamamlayıp dalya dedikten sonra gideceğim ziyaretlerine.
Ülkemizden ve yurt dışından çok fazla ziyaretçileri var, gitmeden önce bilgilendirmek gerekiyor, eğer yatak durumları uygunsa yatılıda kalınabiliyor.
Bana göre gidilmeye, görülmeye, orada yaşamı tatmaya değer yerlerden birisi, oldukları yer dumanlıdağ zaten oksijen kaynağı...
İmece evi hakkında bilgi edinmek isterseniz buraya tık tık lütfen... İmece Evi



 
 
Ben bir kaç fotoğraf ekliyorum ama orda yaşamın tadını, keyfini anlatmaya yetmez tabi ki...
 

28 Mayıs 2013 Salı

Sarp'a Dair...

Dün içim sıkılırken, ruhum daralırken akşam üzeri mailimi açtığımda gördüğüm ileti önce beni tedirgin bir heyecana sürükledi sonra ise sevince boğdu...

Sarp'a dair ve Sarp'ın umudu' nu sürekli takip ediyorum ve günlerdir pamuk prense dair bir haber alamamıştım...

En sonunda dayanamayıp Sarp'ın annesi Bihter hanıma mail attım merak içerisindeyim diye. Sağolsun oda beni habersiz bırakmamış.

Sarp çok iyiymiş, yakında tatile çıkacaklarmış, Sarp ilk kez denize girecekmiş...

Bunlar o kadar güzel haberler ki, bir anda tüm sıkıntılarımdan arındım, kendi kendime söylendim, kendimi azarladım;
- bak Nuray hanım insanlar neler ile mücadele ediyor, ne ile mutlu oluyor, günlerdir kendini yiyip bitiriyorsun, şükret Nuray, aklını başına devşir şükret..
diye söylendim...

Yılın annesi, yılların annesi olmaya aday özel insan, özel anne, Sarp ve Doruk' un can anneleri Bihter Hanım onca yoğunluğunuza rağmen zaman ayırıp bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim...

Bihter Hanım'ın benden küçük bir ricası vardı, bu linki sık kullanılanlara eklemem...
Lütfen sizlerde ekler misiniz? dostlarım...

Seni çoooooooooooooookkkkkkkkkkkkkk seviyorum "pamuk prensim"

http://www.sarpinumudu.org.tr/

Edi ile Büdü...


Şimdi de Edim ile Büdüm'ü paylaşmak istiyorum sizlerle, sıkıntılı günlerde kayda değer bir iş yapmamakla birlikte olumsuz düşüncelerden uzak kalmak için beynimi böyle ufak tefek şeylerle meşgul etmeye kötü düşünmemeye çalıştım, işe de yaradı aslında...

Oturduğum yerde öylesine annemlerin meraklı bakışları eşliğinde işte böyle bir şeyler karalamışım...

Yaparken pek farkında değildim ama sabah kalkıp kızımın odasında yatağın üzerinde onları görünce gülümsedim, fenada olmamışlar, umarım sizleri de gülümsetirler...






 
Gününüzün her anı gülümseyerek geçsin.......

Her şeyin küçüldüğü, düşüncelerin büyüdüğü yerler...


Gününüzün sağlıklı, huzurlu, başarılı geçmesi dileğimle;

Günaydın Dostlarım...

Dostların blogların da gezinirken okuduğum dizeler çok etkiledi beni, ne de doğru anlatılmış günümüz yaşam biçimi...

Bu dizeleri paylaşarak başlamak istiyorum...

Dağlar oğlum dağlar,

Küçücük evlerini eşyalarla doldurup, artık kımıldayacak yerleri kalmayınca bunalan, başkalarını konuşmaktan kendi sesini bile artık duyamayan, bunca teknolojiye rağmen yine bunca vefasız olan, tek derdi cep telefonunu sürekli şarj edip, aynı yoldan işe gidip gelmek olan biz modern insanlar.

Dağlar oğlum dağlar,
henüz bizim bin şükür.

Küçücük hayatlarımıza uzaktan bakabildiğimiz yegane yerler.
Her şeyin küçüldüğü, düşüncelerin büyüdüğü yerler.

Kaynak; 'Umut' olsun!

Oğlu ile birlikte yaptığı doğa gezintisinde çektiği fotoğraflarla birlikte yayınlamış bu dizeleri, doğanın güzel yanları görülmeye değer...

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Buram Buram Kekik Kokusu...


"BİR TUTAM kekik"


Benim keyifle izlediğim, okuduğum bir blogdan söz etmek istiyorum, beni çeken blog adı olmuştu,
"bir tutam kekik" kekiğin buram buram kokusunu takip ederek gittim bloğa. İnsanın gözünü ve beynini yormayan, bıktırmayan bir blog, sahibesinin eline, yüreğine, emeğine sağlık.

Çok güzel yemek tarifleri var bir tutam kekikte, ben yaptım ve tattım, gerçekten çok başarılı tarifleri.
Zaten başarısını taçlandırdı "bir tutam kekik" bloğum dergisinin açtığı "yılın blogları" yarışmasında hobi kategorisinde birinci oldu. Ziyaret etmenizi öneririm...

ziyaret için tık tık lütfen... Buram Buram Kekik Kokusu...

öylesine geçmiş günler...

Sağlıklı, huzurlu, başarılı bir hafta geçirmeniz dileğimle;

Günaydın Dostlarım...

Umarım hafta sonunuz sağlıklı ve keyifli geçmiştir... Ben haftayı ve hafta sonunu keyifsiz geçirdim. Kızım zor günler geçiriyor, evlat işte tırnağı taşa değse ana yüreği sızım sızım sızlıyor... Bir kez daha yaşadım ve gördüm ki bana yaşama gücü veren, bana mücadele gücü veren kızım, kızım iyi değilse ben hiç iyi değilim. Günlerdir aptal aptal dolaşıyorum, ele alınacak hiç bir şey yapmıyorum, yapamıyorum, içim hiç bir şey istemiyor...

Kızım için yüreğim sızlarken, çok çok sevdiğim bir arkadaşımın oğlunun vefat haberini aldım, yavrum 35 yaşında evli, beş yaşında dünya tatlısı bir oğlu var, tam da işini, gücünü yoluna koydu, şirketi büyüttü, yeni şube açtı, arabasını yeniledi, artık rahatım diyeceği zamanda, oğlunun kendisine ihtiyacı varken, işyerinde otururken sinsi kalp krizi gelmiş almış yavrumu... O anne nasıl dayansın evlat acısına, o evlat nasıl dolduracak yüreğindeki, yaşamındaki baba boşluğunu.....

Allah kimseyi evladı ile ağlatmasın...

Sabah sabah ve haftanın ilk günü negatif enerjimle boğdum sizleri de dostlar. Hep böyle oldu ben içim de yaşadıklarımı yazarak rahatlıyorum, günlerdir de yazmadığım için, böyle klavye başına geçip harfleri görünce içimi boşaltmak, rahatlamak istedim.

Bahçede dolaştım bol bol, ne örgü ördüm, ne kağıt kıvırdım, ne ahşap zımparaladım. Boylanan domates ve biber tohumlarını aşırdım, çapa yaptım biraz, bitkileri sevdim.
Portakallar, mandalinalar, limonlar  fındık kadar oldular, onların fotoğraflarını çektim onları paylaşmak istiyorum sizlerle.




Her sabah güne günaydın dediğim hanımellerimi bile görmüyor gözüm günlerdir...



henüz minicikler meyvelerimiz, ama çok sevimli değiller mi?



 
 

 
salatalıklarımız coştu, bir kökte en az dört salatalık, küçücük boylarıyla onları nasıl taşıyacaklar bilmiyorum.



domateslerde çiçeklendi, yakında onlarda minicik minicik bakmaya başlarlar.


 
marullar göbeklendi, şansımıza cinsi güzel çıktı, yerken çocukluğumda yediğim marulların tadını alabiliyorum.



bizim bahçede yer gök kırmızı ve yeşil, bahçeye çıkıp gökyüzüne ir bakayım dediğinizde yeşil ve kırmızının arasından masmavi gökyüzü ve güneşi görüyorsunuz.



bahçemize kırmızı karlar yağmış, o kadar çok çiçek yaptı ki nar ağaçlarımız, sanki kırmızı kar yağmış gibi bahçeye.
 
 

 
bunlarda kokulu ve satsuma mandalinalarımız, onlarda mini minicik.


 

doğanın insana verdiği huzur ve rahatlama duygusu bam başka, birisi küçük dört operasyon, kemoterapi, yeşil reçete ilaçlar, her şeye rağmen böyle ayaktaysam bunda bu bahçenin ve doğanın etkisi yadsınamayacak kadar çok...